Son zamanlarda adını çokça duymaya başladığımız yeni bir kavram Metaverse. Bu kavramı anlamak için öncelikle kelimenin kendisine bakmalıyız. Yunancada “sonra, öte” anlamına gelen “meta” ve İngilizcedeki ‘‘evren’’ anlamına gelen “universe” kelimelerinin birleştirilmesi ile türetilen “Metaverse” Türkçede kısaca “evren ötesi” anlamına gelmektedir. Peki “evrenötesi” yani “Metaverse” terimi ile ne kastediliyor? Kısaca açıklamak gerekirse Metaverse, tüm dijital dünyaların birleştirilmesiyle oluşturulan kolektif bir sanal paylaşım alanına, yani içinde tüm dijital dünyaların bulunduğu kurgusal evrene verilen isimdir. Birçok insana göre, gelecekte oluşturulacak olan bu Metaverse sanal gerçeklik veya artırılmış gerçeklik yoluyla ulaşmak mümkün olacak.
Metaverse kavramından ilk olarak Neal Stephenson 1992 yılında yazdığı “Snow Crash” adlı romanında bahsetmiştir. Romanda gerçek insanların avatarlarının bulunduğu üç boyutlu sanal bir dünyaya “Metaverse” ismi veriliyordu. Bunun haricinde bilim kurgu dünyasında birçok kez, bazıları da Snow Crash’ten önce, metaverse benzeri sanal dünyalardan bahsedilmiştir.
Gerçekliğin ve sanalın iç içe geçtiği yepyeni bir dijital evrende hızla ilerliyoruz. Bu dünyada vakit geçirenlerin arasında son zamanlarda sanal oyun platformu MANA’da meta araziler satın alanlar bile var. Meta çatısı altına giren Facebook, “metaverse”in geleceğini araştırırken, bir yandan da onu alternatif bir dünya haline getirmek için daha fazla araç ve ekipman geliştirmeye çalışıyor. Giyildiğinde kullanıcıların bu alternatif dünyevi varlıklara, nesnelere dokunmasını sağlayacak dokunsal bir eldiven üzerinde çalıştığını duyurdu. Bilgisayar, kullanıcının el hareketlerini anlamasına ve yansıtmasına yardımcı olurken, eldivenler ayrıca basınç, doku ve titreşim gibi şeyler için bir dizi karmaşık duyumlar üreterek kullanıcıya deneyim sağlamayı hedefliyor. Kullanıcıların eldivenle yaşayacakları deneyim şu şekilde özetleniyor: “Ultra gerçekçi 3D avatarla sanal bir 3D bulmaca üzerinde çalıştığınızı hayal edin. Masadan sanal bir yapboz parçası aldığınızda, parmaklarınızın hareketini otomatik olarak durdurur ve elinizde olduğunu hissedersiniz. Parçayı daha yakından incelemek için tutarken kenarlarının keskinliğini ve yüzeyinin pürüzsüzlüğünü hissediyorsunuz, ardından yerine oturttuğunuzda tatmin edici bir çıtırtı geliyor. ” Fiziksel bir nesnenin yokluğuna rağmen kendi algısal yeteneklerimizle fiziksel duyum oluşturmamız mümkün. UX Araştırma Bilim Müdürü Sophie Kim beynimizin bu konuda oldukça iyi olduğunu belirtiyor: “Doğal olarak, sadece biraz dokunsal sinyal, birkaç görsel uyarıcı ve bir işitsel sinyal dokunuşu birleştirmek, beyni elimizde gerçekten bir nesne olduğuna ikna etmek için yeterli olabilir. ”
Bir başka tehlike de Metaverse dünyasını parselleyen belli başlı firmaların varlığı. Bu firmaların herhangi bir kanun ve yetkiye dayanmayan hukuki bir alt yapısı olmadığı halde, Türkiye’nin çeşitli illerinde özellikle de İstanbul’da bu platform üzerinden arazi satışı yaptığı bilinen bir gerçek. Sanal dünyada yapılan satışlar sebebiyle, birçok insan mağdur olabilir. Daha da kötüsü elinde, avucunda ne varsa kaybedebilir. İlginç olan şu ki bu satışlar kripto para ile yapılıyor. İnsanlar ellerindeki parayla hukuki bir alt yapısı bulunmayan sanal bir ortamda kripto para satın alıp, aldığı kripto parayla arazi alıp satabiliyor.
Sahip olunan mal, mülk, para, değerler vb. doyumsuz ve daha fazlasını isteyen nefsine teslim olmuş insanlar, daha fazla ve daha kolay zengin olmak adına küresel akıl tarafından yaratılmış bir dünyada tuzağa mı düşürülüyor? Yoksa bunlar küresel akıl tarafından insan zihin kontrol mekanizmalarının devreye alındığı bir yöntem mi? Yoksa İslami açıdan düşünüldüğünde bu olaylar Dâbbetü’l-arz’ı mı çağrıştırıyor?
Araştırmacı yazar Abdullah Çiftçi bu konuyu şöyle açıklıyor: “İnsan özgür olduğu sürece vardır. İnsanın özü; düşünebilmek, akledebilmektir. Akledebilme özelliği elinden alınmış insan insan olamaz. Teknoloji ile var edilmek istenenler akledemeyen insanlardır. İnsanın vicdani, merhameti, yardımseverliği gibi insanı insan yapan değerlerine savaş açılmış durumda. İnsan, bir tarafı iyi huylu bir tarafı kötü huylu bir varlıktır. Hırslı ve ihtiraslı yani nefis ile ruh arasında bir savaş vardır. Bu savaşta teknolojiyi geliştiren akıl, insanın ruhuna dair değerleri yok sayıyor. Çünkü, böyle olduğunda birey kendi karar verip hakikati arayabiliyor. Ama küresel bir vicdan oluşturulduğunda; iyi ve kötüye insan karar vermesin, her şeye sistem karar versin istiyorlar. Dijital teknolojilerde hacklenebilir insanın iki yönü vardır. Transhümanizm (İnsanda ölümsüzlüğü anlatan Mısır firavunlarındaki anlayış) yakalamayı vaat eden dijital ve genetik teknolojilerle; insanın fiziksel ve bilişsel kapasitesinin artırılarak ve nesnelerin interneti de eklenmek suretiyle, gelecekte insan ve hayvanlara entegre edileceği öngörülmekte, dijital dünya kurgusunda din ve ulus kavramı olmayacağını, tanrılaşma yolunda ilerlemeye çalışan şeytani bir akıldan bahsedilmekte. Sürecin sonunda “Allah şeytana Adem’e biat et dedin fakat, ben Adem’in çocuklarını teslim aldım. Doğum da ölüm de benden sorulur.” Herkesi nesnelerin internetine entegre ettim. Dijital bir devlet yarattım. İstediğimi uzaktan kumanda ile öldürebilirim. CRISPR gen teknolojisi (Genetikçilerin ve tıp araştırmacılarının DNA üzerinde ekleme, çıkarma yapmalarına ya da DNA dizilimini değiştirmelerine olanak tanıyan özgün bir teknoloji) ile istersem doğurturum istemezsem doğurtmam.’’
Peki insanlar Metaverse girmeye nasıl teşvik edilecekler sorusu geliyor insanın aklına. Daha çok ve kolay yoldan para kazanma veya zengin olma isteği, gerçek dünyada asgari ücretle bir yaşam sürerken Metaverse’de (paralel ya da sanal evrende) ünlü birisi veya bir halk kahramanı (sizin hayal gücünüzle doğru orantılı olarak), gerçek dünyadan alamadığınız hazzı alma imkanı vb. süslü kelime ve görsellerle insanların nefsine hitap eden açıklamalarla insanlar kandırılacak.